EKİM'E AĞIT
yağmur ayları yine içimde
tozun dumana karıştığı, kan kokan, (petrol olup yapışan), kaos satan/kokan ekim yağmurları.

--dönüp bakıyorum; sol yanımda kulaklarını tıkayan çocuklar.-----
bombalar yağıyor siyah dudaklı çocukların şehrine----kelebekler renklerinden oluyor.
raflara kaldırılıyor parantezli ellerim.
--kelepçeliyorum bende yol ortasında vurulan çocukların gözlerine!
uçmuyor siyah dudaklı çocukların şehrinde kuşlar, çünkü kanatları kırılmıyor çelik yağmur bulutu uçakların.

--dönüp bakıyorum; sağ yanımda karamsar bir güneş yükseliyor -enkaz yığınının içinden-.
dört duvar gri gökkuşakları.
çıkarıyorum ceplerimden saklı gözlerimi, ağlıyorum paslı demirlerin üzerinden...
yağmur olup düşüyorum yangın yüreğinize.

SİYAH DUDAKLI ÇOCUKLAR; ALNINIZDAN ÖPÜYORUM...

(umutlarınızdan geriye (kal)an ne varsa, ellerinden öpüyorum, ayaklarından...)
(10.07')
bölünen bir ülkeydi gidişin
esaret değil gölgesizlik;
tutkunluk sadece mısralara
bildiğim bir kaç notadan süzdüğüm sesin
züppe bir güneşsin
salak bir yakamoz
romantik dakikalarca sevip sevişerek tükettiğimsin.
sen ne dersen de
inlemelerimde kaybolmaktı tek istediğinve inleyişlerinde gözlerimi oymak
yok öyle aşk denen dipsizlik
yakışıksız iki cümleyle ıslatmak değil kuytu, tenha, ucube karanlığını
boğulduğum terin değil, nefesin
mezarlık gülleri kadarsın
sevilmek zorunda kalan.
ne sahibinin işine yarayan
ne de koklayamayanının şehvetine ortak olan.
hadi GÜL şimdi, bu kadarı yeter mi..
bilmediğim yollarda yürüdüm
tüm ömrümü
kullandığım tüm harfler
eski kelimelerimin tekrarı
.
.
.

giderek uzaklaşıyor soluğun. kulağımın arkasındaki dudaklarını, nefesini özlüyorum. sen beni severdin, öyle böyle değil, sesim olurdun, tuzum olurdun, severdin. ben de severdim gölgeni, uzaklaşıp gitmeni, ardın sıra kaldırımlarda ıslanmayı severdim...

d(erken)... sevişmek seslerimizin karışmasıydı ölü toprağa.. en onulmaz topraklarda filizlenirdik. sen benim üç beş santim uzağımda dururdun, kokun çağırırdı usul usul ellerimi. ellerim göğüslerinde iri bir yoksunluk olurdu. titrerdi sol göğsümün bir karış altı her kalp atışında ----senin.gülümseyişin dağları çözerdi, gözlerin vardı sonra. en soğuk mevsimi ateş topu edip içimde dalgalandıran gözlerin. nereye dönüp baksan rengini severdim. renkler severdi seni. yeşil olurdun bazen, bazen mavi. gözlerin ağaçlar boyu öptüğüm ve yaslandığım bir duvar gibi.. bakmaktan eskiyen gümüş rengi bir balıktı parlayan güneşin altında..

d(erken)... akşamlar çökerdi salkım söğütlerin bitmek bilmeyen matemine. saçların değerken omuzlarından gövdenin en ücra köşelerine, omzun bir yaslanmak olup gelirdi kapımdaki tozlu sadeliğe. dokundukça büyürdü şefkatin. öyle büyürdü ki kaybolurdum içinde. kimseler bilmezdi seni, bildiğim kadar. ve kimseler... kahve kokusuna denktin sen.. en içilesi saatte camsız penceremde ellerin.

d(erken)... omzum yastık olurken ipekten gömlek gibi giydiğin tenine, tırnakların kayıp giderdi tenimde. yokluk yok-tu yokluğun yokken. ve varlığın ölümsüzlüktü. istanbula benzetirdim seni. adalara... kadıköydeki yurtsuz martılara. karaköyde balık kokusuna, ve çengelköy... çengelköyde elleri saçlarımda dağılan yıkık bir evdin sen. kokusu taa gönlümden bilinen...

d(erken)... keman sesleriyle ıslanıyor tabanların. ve yürüdüğün yollar geri getirmek istemiyor seni. duyduğun her tren çığlığı içimden sökülendir. yollarındaki kırık dökük lambalar gözlerim. tüm kuşlar saçlarım olup dökülürken yollarına, arkana bakmayışında gizlidir kesilen nefesim. kaldırımlarda bırakıyorum ellerimi, göğsümü limanlara hapsederken, eskimeyen bir bisikletin gıcırdayan sesine kanıp... çok geç... harflerimi boğup atıyorum sokaklarına. yağmurunla ıslanmıyorum. gözlerim seyirse de penceremin pervazında, sokakta top oynayan çocuklara dalıp gidiyorum. bıraktığın menekşeye küstüm, artık kesilmiyor nefesim. sen tüm ışıklar ve kaldırımlar arasından süzülürken uzaklara, artık kandırmıyorum ben de kendimi. bildiğim her şeyi sessizlik olup haykırmıyorum. telefonun kesik kablosuna aldırmadan dinlerken sesini, ve ürkerken yine de sere serpe sevişinden, ayrılığın namesi dökülürken yanaklarıma; aldırmadan bakışlarına;

yine de ben seni

yine de ben seni

yine de ben seni..

d(erken)... gittin...

ben bu yazıyı sana yazdım,
tüm karanlıklar üzerime yağarken,
yağmur damlalarının arasından arkana bakmadan gidişine.
uykusuz gecelerin ellerime dolanan kördüğümüyle barışamazken
gitmek istemek nereye,
kaçmak kime?
ışıklardan yorulan gözlerimi,
kısılan sesimi,
ve kendi gölgesini tutmaktan başka işe yaramayan ellerimi
sana bırakıyorum.
sokak lambalarının ışığı vururken sol omzuma,
gölgem kadar kaldığım bu coğrafyada,
tüm cevapları sana bırakıp,
sorularımı yüklenip
sırtıma;
seni terk ediyorum.
12/08/07
İADE
.
ardın
.
sıra
.
dökülen
.
umutlar
.
göğü
.
karartırken
.
ellerime
.
damlayan
.
son
.
damla
.
gözyaşını
.
geri
.
veriyorum
.
sana...
28/07/07
giderek değişiyor şehrin kokusu...
hangi dinden, mezhepten, renkten olunursa olunsun; gecenin bir yarısı köşedeki fırında tüten ekmeğin kokusu telaşlandırıyor mideleri ve sofraları.
yürürken ritimler değişiyor. gülümsemeler daha bir anlam kazanıyor olmalı, yoksa nedendir bilinmez; artıyor ruhumdaki hafiflik.
inançları, kazançları, anlamları bir tarafa bırakıp bakıyorum sokaklara. mutfak ışıkları daha sarı, ay cüretkâr ve seviliyor işte sonbahar. gül kokusunu özleyenler karanfilden vazgeçmeden de gülün koklanabileceğini anlıyor. çünkü (belki) (uzak)tan da olsa bir yerlerde başkaları da bu heyecanı sizinle paylaşıyor..fırındaki koku giderek daha da yaklaşırken dudağıma mutfaktan bir ses "sofra hazır" diyor. oruç tutan, tutmayan herkes birbirini bekliyor, samimiyeti görüyorum.
d(erken) son kez ellerimi güvenle uzattığım tırabzanlara dokunuyorum şehrin tozu dumanı giderek ayrışırken gözlerde, karanlık ruhlara inat, bu şehri sevmeye başlıyorum...
sade(ce) sevmeye...
yutkunmaya çalışırken, boğazında hissettiğin koskoca bir taş nefes almanı zorlaştırır. gözlerin uyuşur, için yanar. sabaha kadar oturur beklersin. bulamadığı ne varsa teker teker yüzleşirken nefesin, boğazını tıkayan taş bir hançer gibi yürür göğsüne. her adımda kırık cam parçaları olup keser gövdeni, yırtar içini...
bir tek damla gözyaşı açsın istersin gözlerinin kapılarını... bir sel gibi taşmak, açılan kapıdan tüm karanlığınla kaçmak istersin...
bir tek damla gözyaşı açsın istersin gözlerinin kapılarını... kurtulmak için üzerinde duran tüm gölgelerden, sadece ağlamak istersin..
sadece ağlamak...
ağlayamazsın..!
16.07.07